26 Ocak 2012 / 17:53
Akademisyen Olmak İsteyen Herkes Bu Yazıyı Mutlaka Okumalı!
Haber Resmi
Doktora öğrencisiyim. Aynı zamanda öğretim görevlisi olarak çalışıyordum fakat istifa etmek zorunda kaldım. Programlarınızı ve yazılarınızı elimden geldiğince takip etmeye çalışıyorum ve ekte gönderdiğim yazıyla genç bir akademisyen olarak neden istifa etmek zorunda kaldığımı sizinle paylaşmak istedim:

 

Küçükken çocuklara sorulur? Büyüyünce ne olmak istiyorsun bakalım? Çocuklarınsa genel olarak verdiği iki cevap vardır: ya doktor ya öğretmen… Çocukların niye en çok bu cevabı verdiklerini eğitim bilimciler ve psikologlar yeterince araştırmışlardır sanırım. Neden artık bu cevapları vermemeleri gerektiğini de ben buldumJ

Diğer taraftan bir çocuk dünyaya getirmek isteyen anne babalar eğer biraz da bilinçliyse düşünürler.  İyi bakabilir miyim? İyi bir eğitim aldırabilir miyim? İş güç sahibi yapabilir miyim?

Derken günler geçer bir yarış atı gibi çocuklar dershanelere kurslara gider gelirler. İçlerinden en çalışkanları, en zekileri  istedikleri bölümlere girerek üniversiteye adım atarlar….

Asıl sorun da aslında burada başlar. Hele ki siz küçükken verdiğiniz sözü tutup da doktor ve öğretmen olduysanız.  Hele bir de üniversitede akademik bir insan olmaya karar verdiyseniz yandınız. Üstüne de  bir doktora aşık olduysanız  kavruldunuz. Yüzde birlik dilimle tıp fakültesine girerek 6 yıllık üniversite eğitimini tamamlayan bir doktor, ardından eylüldeki sınavda ağustos ayında çıkan bir yayından bile soru çıkma ihtimali olarak girdiği Tus’u kazanmış ve asistan olmuşsa, zorlu çömezlik, kıdemli asistan ve başasistanlık dönemlerini tilki gibi uyumaya alışık geçirmişse işin zor kısmı bitmiş olur mu? Olmazzzzz… Çünkü asıl zorlu sınav şimdi başlamaktadır. Bir kere zorunlu hizmet artık onu beklemektedir. Eyvallah, memleketin her yerine hizmet götürelim bayrağın dalgalandığı her yerde çalışalım.

Diyelim ki bir doktor üniversitede bir akademik personelle  evli. Eğer akademik personel Yrd. Doç değil de öğretim görevlisiyse o zaman o öğretim görevlisi ya istifa edecek ya da kocası gidecek, kendisi üniversitesinde güzel güzel akademik çalışmaya devam edecek. Ama yetkililerin bizzat önerdikleri şu: “Aile bütünlüğünü düşünüyorsanız biriniz istifa etsin”

Uzun yıllar boyu eğitim alarak ülkenin her yerine gönderilen uzman doktorların hastanelerinde yoğun bakımların, yardımcı birimlerin olmaması tabiki de zorunlu hizmete giden doktorların suçudur.  Her şeyi devletten beklemeyin kardeşim.  10 yıl okumuş uzman olmuşsun zorunlu hizmete gönderilmişsin yoğun bakımını yanında götürsene, boşuna mı okuttu seni anan baban, bu devlet. Diğer taraftan üniversite eğitimini tamamlamışsın yüksek lisansını yapmışsın ÜDS’ler ALES’ler gibi fırtınalı sınavlardan geçmiş mülakatlara girip çıkmış bir üniversitede akademisyen olmuşsun daha bunlar yetmezmiş gibi bir doktorla evlenmişsin.  Hadi evlenmek neyse utanmadan bir de başarılı bir akademisyen olma yolunda ilerliyorsun. Bu noktada ilgili birimler yapması gerekeni hemen yapıyor ve diyor Yrd. Doç. kadron yoksa kocan gider sen kalırsın…

- Eee iyi de ben daha 29 yaşındayım doktora yapıyorum süre kaybetmedim.

  - Olmazzzzz bitirseydin, erken doğsaydın. Kocandan büyük olsaydın. Kocan  senden büyükse o Yrd. Doç. sen doktor olsaydın.

 -Aile bütünlüğüne noldu, hani en kutsal şeydi, toplumun direğiydi aile…

- Öyleeee… O zaman sen kalk kocanın yanına git…

- Eee benim kurumum, işim, amirlerim…

- Eee o zaman istifa et.

29 yaşında genç bir akademisyenim. Üniversiteyi onur listesine girerek, iki yüksek lisansımı 80 üstü puanlarla bitirip doktora tez aşamasına kadar geldim.  Yüce Atatürk’ün ülkeyi emanet ettiği gençlerden biri olarak taşrada bir üniversitede kendim gibi genç insanlarla dil kültür derslerini paylaşıyordum. Ama bir sorun vardı. Evliydim ve eşim doktordu. Çalıştığım üniversite ile eşimin uzmanlık eğitimini aldığı üniversite ayrı şehirlerdeydi ve evliliğimizin 3 yılı ayrı geçmişti ama olsun bu bir süreçti.  Tek istediğimiz şey ise zorunlu hizmete, benim çalıştığım üniversitenin olduğu taşra kentine tayin olmasıydı ama devlet bu çalışkanlığı araya 700 kilometre koyarak ödüllendirdi. Çünkü söz konusu şehrin eşimin alanında bir uzmana ihtiyacı yoktu. Ama ne ilginçtir ki bizden sonraki -yaklaşık 15 gün sonra-  atamada aynı şehrin bu alanda iki uzmana ihtiyacı vardı.

 

 

Sonuç ise şu:  Aile bütünlüğünü düşünerek ayrılmak zorunda kaldım.  Şimdi evde oturuyorum, çamaşır bulaşık derken “eee çocuk yap bari onu büyütürsün  ” önerilerine gülüp geçip, “Valla kocan için işi bıraktın evde oturuyorsun ya” diyenlere sessizce katlanıp bu ülkeye hizmet edip edemeyeceğimi sorguluyor ve ev hanımı olmak için bu kadar akademik çalışmaya ne gerek vardı diye düşünüyorum.

Eşime gelince başarılı bir cerrah, üniversite öğrenciliğinin ilk gününden itibaren tanıyorum kendisini. Çalışkan ve idealist bir öğrenciydi. Henüz 3. Sınıfta olmasına rağmen bayramlarda acile giderek gönüllü olarak yardım ederdi. 48 saatlik fıçı nöbetlerden sonra bile bir iki saat mutlaka bir şeyler okumaya özen gösterirdi. İyi bir üniversiteden oldukça iyi hocalardan övgüler alarak uzmanlığını aldı ve iyi bir cerrah oldu. Şimdi zorunlu hizmetini yaptığı kasabanın doktoru. Bir şikâyeti yok. Sadece yüksek dozdan aldığı eğitimin % 10 unu kullanarak diğer uzman arkadaşları gibi körelip gitmeye çalışıyor. Ameliyathanesi olsa da yoğun bakımı, gerekli malzemeleri, yardımcı personeli olmadığı için diğer uzman arkadaşlarıyla ellerinden geleni yapıp sonra tedavi yerine sevk etme zorunlu hizmetlerini yerine getiriyorlar. Diğer uzmanların hepsi eşlerinden ayrı şehirde yaşıyorlar, kendileri gibi bir doktorla evlenmeyi tercih etmedikleri için bu onlara müstahaktır. Unutmadan bir de sanıldığı gibi akşamları bir araya gelip para basmıyorlar. Bir araya gelip hesap yapıp birbirlerine danışıyorlar:  Bir araba almak istiyorum uygun bir yer biliyor musun?  Ücretsiz izin nasıl oluyor? Dönerler yatmadı çektiğim krediyi nasıl ödesem? Zorunlu hizmetim bitti ama eşimin yanına gitmek için almam gereken puana daha 10 yıl var, çocuğum beni geçen gün gördüğünde bana amca dedi çok içerledim  vs vs vs vs…

 Keşke çalışkan, güçlü ve idealist olduğum için evde oturmakla cezalandırılan yalnız ben olsaydım. Ama yakınımda uzağımda benim gibi olan birçok akademisyen, öğretmen ve başka meslek gruplarından eşlerinden ayrı yaşamak zorunda olan doktor eşleri var biliyorum.  İşini özleyen tüm çalışkan kadınlar adına bir yetkili bulup sormak isterdim:  Bir ülke çalışkan ve zeki gençlerini nasıl böyle harcayabiliyor?


Yorumlar
Yorum Yaz
Arkadaşına Gönder
* Bu habere henüz yorum yapılmamış.

Siz de Yorumunuzu Yazın


Yorumcuların dikkatine:
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Neleri kabul ediyorum:
... ip adresimin kaydedileceğini
... adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını
... yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu
... yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini
bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.

Adınız, Soyadınız:


Yorumunuzun Başlığı:


Yorumunuz:

Karakter Sınırı: 500 Karakter.


Soru (6+9) yazı ile küçük harflerle :


Bu Haberi Arkadaşınıza Gönderin

İsminiz:


E-Mail Adresiniz:


Göndereceğiniz Kişinin E-Mail Adresi:




Diğer Haberler


            BUGÜN                   BU HAFTA                    BU AY